İSTİFA AÇIKLAMAM

Saygıdeğer basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Suruç’ta yapılan menfur katliamı ve bölgede güvenlik güçlerine karşı işlenen cinayetleri şiddetle kınıyor, ölenlere rahmet, yakınlarına ve ülkemize başsağlığı diliyorum ve herkesi her zamankinden daha fazla sağduyulu davranmaya davet ediyorum.

Değerli basın emekçisi arkadaşlar

Bildiğiniz gibi 2010 yılından beri CHP PM Üyesi idim. Son Kurultay’da da en yüksek oyla PM Üyesi seçilmiştim. 24 ve 25. dönem milletvekili olarak seçildim. Bu itibarla başta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi olmak üzere tüm CHP’lilere teşekkür ederim. 2 gün önce mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisinden istifa ettim. Elbette bu istifa kararı, ani ve öfkeyle alınmış bir karar değildir. Ben bu açıklamayı yapmaya, güle oynaya gelmedim. Şu anda ayrılışıma çok üzülen Cumhuriyet Halk Partililer var. Ben buradan beni seven ve sayan milyonlarca Cumhuriyet Halk Partililere sevgi ve saygılarımı sunuyorum. CHP’yi kimi CHP’lilerden daha fazla kucakladım ve savundum. Her günün hakkını vermeye çalıştım. Türkiye’nin her yerinde tüm halkımızın ve özellikle CHP’lilerin teveccühüne mazhar oldum.

Elbette bu süreçte rahatsız olduğum bir takım Parti politikaları da oldu. Partinin yönetimindeki olumsuzlukları, vicdanen rahat etmediğim ve söylenmesine inandığım her önemli şeyi Sayın Genel Başkan’a usul ve adabıyla bizzat arz ettim. Doğru gördüğüm şeyleri iletme konusunda hiçbir güçlük çekmedim. Bu sebeple Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na tekrar teşekkür ederim.

Partide asla sorun olmamaya, aksine sorunların çözülmesine katkıda bulunmaya çalıştım. İlkeli ve mütevazı davrandım. Ancak, hiç de istekli olmadığım halde Sayın Genel Başkanın talimatıyla atandığım Üsküdar Belediye Başkan adaylığım esnasında yaşadıklarım çekilir gibi değildi. 7 Haziran Seçimleri öncesinde yine Sayın Genel Başkan’ın talimatıyla bir broşür hazırladım. Bu konuda da ciddi sorunlar yaşadım. Üsküdar Belediye Başkan adaylığım ile başlayan bu sorunları 9 Haziran’da Sayın Genel Başkan’a ilettim.

Partinin büyümesine engel olan; ‘az olsun bizim olsun’ anlayışı, günü kurtarmaya yönelik yönetim tarzı, birlik-beraberlik, sevgi ve saygı eksikliği ve parti içi disiplinsizlik gibi konularda bir şeyleri daha net görme fırsatı buldum.

Maalesef ‘mevcut durumunu muhafazaya çalışma görüntüsü’nden bir türlü kurtulamayan bir partide artık yararlı olamadığım kanaatine vardım.

Heyecan duyulmayan, içe dönük mücadele ile yetinilen, dağınık ve herkesin ayrı telden çaldığı, kimi kişisel çıkarların parti ve ülke çıkarlarının önüne geçebildiği bir ortamı solumaktan ve her geçen gün iktidar umutlarının azaldığını görmekten fevkalade rahatsızlık duyuyordum. Rahatsız olduğum bu hususlarda eleştiri ve önerilerimi de Sayın Genel Başkan’a her fırsatta arz ediyordum.

Benim asla milyonlarca saygıdeğer CHP’lilerle hiçbir sorunum olmadı. Benim sorunum CHP’nin sırtından geçinenlerle olmuştur. Benim sorunum seçimlerde bile seçimler için çalışmayıp, seçim sonrası olası kongre ve kurultay hesapları için çalışanlarladır. Ve bunlara kucak açan yöneticilerdir. CHP’nin önündeki en büyük engel de işte bu gidişattır.
Parti yönetiminde kronik sorunları olanların, ülke yönetimine talip olma yolunda güven sorunu yaşamalarından daha doğal bir şey olamaz.

20 Temmuz Pazartesi günü Sayın Genel Başkan ile kendi seçim bölgemdeki sorunlar, partinin vizyon, politika ve güven sorunları ve son günlerde basında yer alan bölgemdeki CHP’li belediyelere dair iddiaların (bu üç sorunun) her biriyle ilgili yaklaşık 15’er dakika olmak üzere 45 dakika görüştüm.

21 Temmuz Salı günü de istifa ettim.

Kendi seçim bölgemle ilgili sorunların ayrıntılarını sizlerle paylaşacağım. Ancak beni istifaya götüren diğer nedenlerin gerekçelerine girmeyeceğim. Gerekirse açıklamalarda bulunacağım.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Hoşgörünüzü bekleyerek, bugün soru almayacağım.


Üsküdar Belediye Başkanlığı seçimlerinde nasıl yalnız bırakıldığımın ve neler yaşadığımın, Sayın Genel Başkan’ın talimatlarını yerine getirirken dahi ne gibi zorluklar çektiğimin, Sayın Genel Başkan ve diğer yetkililerin, basit ve seviyesiz konularla meşgul edilerek itibarsızlaştırılmama nasıl seyirci kaldıklarının anlaşılması için Sayın Genel Başkan’a arz ettiğim iletiyi takdirlerinize sunuyorum.

Saygıdeğer Genel Başkanım,



Öncelikle yeni dönem Zatıaliniz, partimiz ve ülkemiz için hayırlı ve uğurlu olsun.

Seçimlerden önce bölgemde çok ciddi sorunlar yaşadım. O kadar ki yaşanan bu sorunlardan rahatsızlığım sebebiyle kimi şahıslarla birlikte olma imkanı kalmadığından 6 Haziran’da kendi bölgemde Zatıalinizin seçim otobüsüne dahi binemedim.

Seçimlerden önce Zatıalinizi meşgul etmemek için seçim sonrasını bekledim.

Sorunların kaynağında Üsküdar Belediye Başkanlığı adaylığım olduğu için, sorunların sürecini başlangıcından itibaren hikaye etmek istiyorum. Belki zamanı mı diyeceksiniz, belki çok uzun diyeceksiniz ama her zaman olduğu üzere benim görevim arz etmektir.


Sayın Genel Başkanım,



Zatıalinizin emriyle Üsküdar Belediye Başkan Adayı oldum. Başıma gelmeyen kalmadı. Şöyle ki: 30 Mart 2014 Belediye Seçimlerinde, Belediye Başkan Aday Adaylarını belirlemek için Üsküdar’da ön eleme yapıldı. 1nci İrfan Karacan, 2nci Nezihi Küçükerden, 3ncü Ahmet Kılıç olmak üzere 7 kişi aday adayı oldu.

7 aday adayı ile ayrı ayrı yaklaşık 2’şer saat oturdum. Aday olmaları halinde seçimi nasıl alacaklarını görüştüm. Bunlardan 2-3’ü bana ‘Sizin de aday olarak isminiz geçiyor’ dediklerinde ben ‘Hem sizlerle oturup konuşacağım hem de aday olmak isteyeceğim, böyle bir kişiliksizlik yapabilir miyim?’ dedim.

İlerleyen süreçte 5’li komisyondan o dönemdeki Sayın Genel Sekreterimiz Bihlun Tamaylıgil ve Sayın Bülent Tezcan, Sayın Gökhan Günaydın gibi Genel Başkan Yardımcılarımız benim Üsküdar’a aday olmam konusunda ısrar etmeye başladılar. Ben de “İçimde aday olmak için en ufak bir istek yok. Ayrıca ön elemeden geçen ve birbirleriyle yarışan arkadaşlara haksızlık olur” dedim.


Sayın Bihlun Tamaylıgil “Sen Parti görevini kabul etmiyorsun. Sen parti deyince illa Genel Başkanı mı anlarsın” dedi. Ben “Genel Başkan Yardımcılarımıza karşı saygısızlık etmem, incitmem, ancak adaylık düşünmüyorum” dedim. 5’li komisyondan Sayın Genel Başkan Yardımcımız Umut Oran’a “Ben size sizin falan şehre aday olmanız lazım desem, siz de böyle bir şeyi istemiyorsanız ağırınıza gitmez mi?” dedim. Sayın Oran da “Evet, doğru söylüyorsunuz, size yapılan baskıları da doğru bulmuyorum” dedi. Sayın Genel Başkan Yardımcılarımızdan Yakup Akkaya da Üsküdar’da aday olmamı istedi. Ben ‘Ön eleme yapıldı. 1. Sıradakini aday yapın, olmazsa diğerlerini aday yapın’ dedim. ‘Üsküdar’da senin olman lazım’ dedi. ‘Bunu sen bari söyleme’ dedim. ‘Gerçekçi olalım, ön elemeden çıkanlarla Üsküdar’da netice alınmaz’ dedi.

Bu arada Sayın Mahmut Tanal kendisinin Üsküdar’a aday olmayı düşündüğünü ve bu konuda Zatıalinizle konuşmamı ayrı ayrı zamanlarda olmak üzere iki defa istedi. Ben de iki kere Zatıalinize arz ettim ama olumlu bir cevap alamadım ve Sayın Mahmut Tanal’a ilettim.

Üsküdar’da ise İrfan Karacan ve taraftarları sürekli gerginlik yaratıyordu. Sabahlara kadar ilçeyi işgal ediyorlardı. İlçe Başkanına ve diğer bazı yöneticilere baskı yapıyorlardı. İlçe Başkanı istifasını İl Başkanlığına veriyor ama istifası kabul edilmiyordu.

İstanbul’da ön eleme yapılan 17 ilçeden 15 kadarının adayı PM’de karara bağlandı. Üsküdar adayı açıklanmayınca ben söz aldım “Sayın Genel Başkanım, Üsküdar’la birlikte ön eleme yapılan ilçelerin adayları burada açıklandı ancak Üsküdar açıklanmadı, ben örgüte ne diyeceğim, neden Üsküdar adayı açıklanmadı” diye sordum. Zatıaliniz “O zaman kolayı var, adaylığı kabul et biz de açıklayalım” dediniz. Ben de “Sayın Genel Başkanım, ön elemeden çıkan 7 arkadaşın her biriyle ikişer saat oturdum, nasıl kazanacaklarına dair görüşlerini aldım. Aday adaylarından 2-3’ü bana “sizin de adaylık için adınız geçiyor” dediklerinde ben “hem sizlerle görüşeceğim hem de kendim aday olmak isteyeceğim, ben böyle bir kişilikte miyim?” dedim. Ben şimdi nasıl aday olmak isterim” dedim.

Malumunuz olduğu üzere Zatıalinizle 10 veya 15 günde bir görüşürüm. O günlerdeki tespitlerimi, gündemi, önerilerimi, varsa önceden verdiğiniz talimatlarla ilgili yapılanları arz ederim. Yine böyle bir görüşmemde, ben notlarımı arz etmek isterken Zatıaliniz “Bırak onları, Üsküdar belediye başkanlığına adaylığını kabul et, beni kırma” dediniz. Ben “Zatıalinizi kırmam söz konusu olamaz ancak siz de bana kıymayınız. Zira içimde böyle bir istek yok. Orada ön eleme yapıldı. Şimdi ben onların önüne nasıl gideyim. Dini konularda PM’de ve Meclis’te benden başka kimse yok. Ayrıca seçim için maddi durumum yok” dedim. Zatıaliniz “Bu bir memleket meselesidir. Ben aday adaylarını çağırır görüşürüm. İstanbul’u almak için Üsküdar’da sana ihtiyacımız var” dediniz. Böylece adaylığı kabul etmek zorunda kaldım ve Zatıalinizden yakın zamanda Üsküdar’a gelerek bana destek vermenizi istedim. “Olur” dediniz ama seçim boyunca Üsküdar’a teşrif etmediniz. Şayet Üsküdar’ı ziyaret etseydiniz ve orada adaylığımı Zatıalinizin istediğini bildirse idiniz, ileride karşılaşılacak durum kontrol altına alınabilirdi.

Zatıaliniz ön elemeden çıkan 1nci, 2nci ve 3ncüyü Genel Merkeze çağırarak ayrı ayrı görüştünüz. 2nci ve 3cünün anlattıklarına göre Zatıaliniz “Aday olması için ben İhsan beyden rica ettim. Sizler bunu anlayışla karşılayınız ve kendisine yardımcı olunuz” şeklinde söylemişsiniz. Onlar da “Zatıaliniz böyle takdir etti ise biz ancak saygı duyarız. Bizi davet edip bilgi vermenize bile gerek yoktu. Nezaket buyurdunuz” demişler. Ancak çevresinden aldığımız haberlere göre 1ncinin “Doğru yapmadınız, bu benim hakkımdı. Sizin kararınıza saygı duymuyorum” şeklinde söylediği rivayet olunuyor.

İrfan Karacan Zatıaliniz ile görüştükten sonra Üsküdar’a dönüyor, “İrfan Karacan CHP Üsküdar Belediye Başkan A. Adayı” olarak tüm Üsküdar’ı pankartlarla donatıyor. Öyle ki daha sonra ben Üsküdar’da Aday olarak pankartlarımı astırdığımda Üsküdar Belediyesi benim pankartlarımı indiriyor, kestiriyor ama İrfan Karacan’ın pankartlarına dokunmuyordu. Seçim sonuna kadar bile İrfan Karacan’ın pankartlarından asılı olanlar vardı.

Adaylığımla ilgili gelişmeler duyulunca tehdit ve hakaret dolu telefonlar geldi. Üsküdar ilçe binasına girdiğimde dövüleceğime dair söylentiler oldu. Adaylığım kesinleşene kadar Üsküdar İlçe Başkanlığına gidemedim. Bu durumu da Zatıalinizle paylaştım.


Üsküdar gençlik kolları başkanı da şunları yazdı:


Ön elemede 2nci ve 3ncü seçilen aday adaylarını belediye meclis üyeliğine yazdım. 1nciyi ne kadar aradıysam da telefonumu açmadı. Kendisine en yakın kişi olan Erdoğan Altan’ı aradım. İrfan Karacan isterse listenin başına yazacağımı, kendisi (Erdoğan Altan) de isterse meclis üyeliğine yazacağımı söyledim. Ancak Erdoğan Altan asla meclis üyeliği istemediğini söyledi ve bir daha telefonlarımı açmadı.

İrfan Karacan’ın aynı köyden hemşerisi Sayın Veli Ağbaba’yı ve etki edeceklerini düşündüğüm Sayın İlhan Cihaner, Sayın Hüseyin Aygün ve daha çok kimseyi arayarak İrfan Karacan ile görüşüp ikna etmelerini rica ettim. Uzlaşı için adeta çırpınıp didindim. Aracı heyetler gönderdim fakat asla geri adım atmadılar.

Ne İrfan Karacan ne de Erdoğan Altan seçim boyunca ne ilçe binasına ne de herhangi bir mahalle temsilciğine uğradılar. Ne bir toplantımıza katıldılar ne de bir seçim çalışmasında bulundular. Kendileri gelmedikleri gibi çevrelerinden çalışmalara katılan insanlara da gelmemeleri için baskı yaptılar.

Kazandığımız seçimi kaybettik. Kaybetmemizde (en hafif tabirle) çalışmamakla onların da payları var.

30 Mart Belediye seçimlerinden sonraki gün ilçe başkanı Sayın Mustafa Çetinkaya ilçe seçim kuruluna yapılan bir itiraz dilekçesine cevap verileceğini söyledi. Beraber ilçe seçim kuruluna gittik. Gece saat 01.00 civarı. Aldık itiraz dilekçesine verilen ret cevabını. Her ilçe seçim kurulunda her partiyi temsilen bir üye vardır. CHP ilçe başkanlığını temsilen de bir partili ilçe seçim kurulu üyesi. Bu itiraz dilekçesinde 9 konuda itirazımız var. 9 konudan çok haklı olduğumuz şeyler var. CHP’li üye de 9 maddeden 8’ine ret imzasını atmış. 9 maddeden en önemsiz birine şerh yazmış. Bırakınız CHP’li üye olmayı bir başka partiden de olsa vicdanlı birinin bu itirazlardan en az bir kaçına ret vermemesi beklenirdi.

Yaklaşık 30 kadar avukat bir iki gün seçimi nasıl kaybettiğimiz üzerinde çalıştı. Neticede 1287 sandıktan 400 kadar sandıkta 10.000’nin üzerinde imza karşılığı oy kullananların dışında fazla zarf olduğunu tespit ettiler. Ancak bizim fazla zarf konusunda sadece iki tutanağımız vardı. Bunlardan birine yapılan itiraz seçim sonuçlarını etkilemeyeceği görüşüyle ret oldu. Yani sandık yeniden açılıp sayılmadı. Diğer itiraz için sandığı açıp bakmışlar ve “Evet bu sandıkta üç fazla zarf var ama nereden geldiği anlaşılamamıştır” gibi bir karar vermişler. Yine Üsküdar’da mahalle muhtar oy pusulası ile Belediye Başkan adaylarının oy pusulasını aynı zarfa koyanların oyları için Üsküdar’da iki farklı uygulama yapıldı. CHP’nin önde olduğu mahallelerde geçersiz sayıldı. CHP’nin 2. olduğu mahallelerde ise geçerli sayıldı. Yaklaşık 16.000 oy geçersiz sayıldı ki bunların çoğunluğu CHP’ye ait oy pusulaları idi. En az 10.000 oy fazlası ile kazandığımız seçimi 8000 bin oy eksiğiyle kaybetmiş durumunda kaldık.

30 Mart seçimlerden sonra ilçe yönetimi düşürülüyor ve yapılan kongrede İrfan Karacan ekibi yönetimi devralıyor. Kongrenin yapıldığı gün Yalova’da Belediye Başkanlığı seçimleri yenileniyordu ve ben de Yalova’da idim. Üsküdar’da ilçe Başkanlığına seçilen Erdoğan Altan’ı telefonla arayarak tebrik ettim. Daha sonra ilçe binasına giderek kendisine ve yönetimine tebrik ederek başarılar diledim.

Üsküdar İlçe Örgüt Toplantılarından birinde divanda oturuyorum. Salonda iki milletvekilimiz de var. İrfan Karacan bana bakarak “Bu salonda boğazına sarılıp boğazlayacağım kişi var” dedi. Bu sözün bana söylendiğini orada bulunan herkes biliyordu. Toplantının sonunda ben de söz aldım ve “Enerjimizi birbirimizi boğazlamak için değil, iktidara gelmek için harcayalım” dedim. Zatıalinize bu olayı da anlattım.

Sayın Genel Başkanım,


2015 Şubat ayının sonu gibiydi. Zatıaliniz beni telefonla aradınız ve “Hocam, ‘AKP Döneminde Tahrip Edilen Manevi Değerlerimiz’ hakkında bir çalışma yapar mısınız” dediniz. Ben de hazırladım. Birkaç defa arz ederek son şeklini verdim. Şekline, kapağına, rengine kadar birlikte karar verdik. (Ayrıca Sayın Bülent Tezcan’ın da görüşlerini aldım.) Bu broşürün hem kendi bölgemde hem de muhafazakar bölgelerde dağıtılmasını istediniz.

16 Nisan 2015 Perşembe akşamı 1. Bölge Seçim Koordinasyon Merkezinde yapılan toplantıda orada bulunan herkes gibi ben de birkaç öneride bulundum. Fakat bir de ne göreyim 16. sırada MV Adayı olan İrfan Karacan ve birkaç kişi tarafından incitici bir şekilde eleştirilere maruz kaldım. Gördüm ki aleyhimde bir organize tavır var. İşte o anda tekrar milletvekili adayı olduğuma pişman oldum.

Bütün suçum çok çalışkan olmamdı, partiyi kucaklayan ve savunan, sürekli üreten bir kişi olmamdı ve en başta Zatıalinizin emri ile Üsküdar Belediye Başkan Adayı olmamdı.

19 Nisan 2015’te Ankara’da Seçim Bildirgesi ve Aday Tanıtım gününde Zatıaliniz “Seçim Bildirgesi ve Genel Merkezin materyallerinin dışında bir söylem ve materyal dağıtılmayacak” dediniz. Salonu terk ettikten 15 dakika sonra telefonla arayarak “Zatıaliniz ‘Seçim Bildirgesi ve Genel Merkezin materyallerinin dışında bir söylem ve materyal dağıtılmayacak’ dediniz. Bu durumda, emrettiğiniz tahrip edilen manevi değerlerle ilgili çalışmayı dondurayım mı, durdurayım mı” diye sordum. Zatıaliniz “Hayır, o broşürü bastırıp dağıtalım” dediniz.

Bunun üzerine “Tahrip edilen manevi değerlerimiz” broşürünü bastırdım. Basılan broşürlerin bir kısmı da Genel Merkez’den gelen bir araç ile Ankara’ya götürüldü ve oradan diğer illere dağıtımı yapıldı. Kendi bölgemde ilçelere ve mahalle temsilciliklerine “Tahrip edilen manevi değerlerimiz” broşürümü ve “Dünden Bugüne Cami Yalanları” kitabımı dağıtmaya başladım.

Ancak özellikle Üsküdar’da olmak üzere broşürün ve kitabın dağıtılmadığı yönünde bilgiler aldım.

İl Başkanımız Sayın Murat Karayalçın’ı aradım. “Zatıalinizle birlikte bir süre PM’de bulunduk. Genel Başkanımızın talimatı dışında bir şey yapacağımı düşünür müsünüz” dedim. “Bir sorun mu var?” dedi. Zatıalinizin emri üzerine basılan broşürün hazırlanışıyla ilgili ayrıntıları ilettim. Ancak dağıtılmasının engellendiğini söyledim. Sayın Karayalçın “Yanımda 1. Bölge Koordinasyon Merkezi Başkanı olan yardımcım Ali Cihat Işık var, konuşmaları dinliyor. “Şimdi ben ona söylüyorum tüm ilçe başkanlıklarını arayacak ve broşürün dağıtımında bir sorun olmayacak” dedi.

Sayın Gürsel Tekin’i arayarak daha önce kendisini bilgilendirdiğim broşürün ve kitabın dağıtılmadığını ilettim. İlgileneceğini söyledi.

Sonra Üsküdar İlçe Başkanı Erdoğan Altan’ı aradım. Neden dağıtımına engel olduğunu sordum. Kendisine Ali Cihat Işık’ın broşür ve kitabın dağıtılmamasını söylediğini ve ilçe yönetim kurulunda görüşerek dağıtmadıklarını söyledi.

Seçimlere bir ay kala 6 Mayıs 2015 tarihli Çağdaşses Gazetesinde yer alan “Karacan, ‘Kontenjan adaylığı örgüt iradesine haksızlık” başlıklı röportajda “Bu partinin müftüsü kontenjan başvurusu yaptı” deniliyordu.

Bu arada Ali Cihat Işık’ın 1. Bölgede diğer 13 ilçe başkanını da telefonla arayarak broşür ve kitabın dağıtılmamasını istediğini öğrendim.

Kendi açtığım seçim büromdan, kendi seçim aracımla, kurduğum ekiple broşür ve kitabın dağıtımı yapıldı.

Bir hafta geçmesine rağmen özellikle Üsküdar’da broşürlerin dağıtılmamaya devam edildiği gibi, kimi mahallelerde çöpe atıldığı haberleri dahi geldi.

İktidarı derinden sarsan ‘tahrip edilen manevi değerlerimiz’ adlı broşürün dağıtımı nasıl engellenirdi? Seçim sürecinde kimi televizyonlarda CHP’nin camileri ahır yaptığı iddiası temcit pilavı gibi pişirilip pişirilip anlatılıyordu. Bu süreçte CHP’nin camilere yaptığı hizmetleri anlatan ‘Dünden Bugüne Cami Yalanları’ adlı kitap nasıl olur da dağıtılmak istenmez, dağıtımı nasıl engellenir ve daha da ötesi bazı mahallelerde çöpe nasıl atılırdı? Kaldı ki bu kitap da yine Zatıalinizin talimatıyla hazırlanıp basılmış ve ülkemizin her yerine dağıtımı yapılmıştır.

Bu anlaşılmaz tavrı Zatıalinize anlatmak için 10 Mayıs’ta Çorum mitingine gittim. Merzifon Hava Alanında Zatıalinizi karşıladım. Ancak görüşme ve anlatma fırsatı bulamadım. Bastırdığım broşürlerden birkaç nüshayı Koruma Müdürünüze vererek, bunların dağıtımının engellendiğini, konuyu anlatmak için Çorum’a geldiğimi ancak fırsat bulamadığımı, bu durumun Zatıalinize iletilmesini istedim.

İstanbul’a döndüm. Sayın Gürsel Tekin’i tekrar arayarak broşürün dağıtımına hala engel olduklarını, üstelik çöp sepetlerine atıldığını anlattım. Konuyla ilgili Zatıalinizle görüşmek için Çorum’a gittiğimi ama görüşme imkanı bulamadığımı söyledim.

12 Mayıs sabahı Sayın Gürsel Tekin ile yine görüşmemizde “Ben çakma bir Parti Meclisi Üyesi miyim, ben sahte bir Milletvekili miyim, Genel Başkanımızın emriyle bastırdığım broşürüm nasıl dağıtılmaz, ben kimim bu partide?” dedim.

Üsküdar Belediye Başkanlığı seçimlerinde ilçeye ayak basmayanlar, seçim bürolarına uğramayanlar, ilçe ve seçim bürolarına uğrayan çevrelerine yasak koyanlar, hiçbir toplantıya ve çalışmaya katılmayanlar, hatta aleyhte çalışanlar ve Üsküdar’da seçimi kaybettirenler ve seçim sonrası seçimin kaybedilmesine adeta sevinenler, seçimlerden sonra ilçe yönetimini düşürdüler, yönetime kendileri geldiler.

Ben onlara ‘siz dün bunları, şunları yaptınız, şimdi de ilçe yönetimindesiniz’ demedim ama onlar hem suçlu hem de güçlü oldular ve üstüme üstüme gelip neredeyse Üsküdar’ı bana zehir etmeye çalıştılar. Her yerde itibar görüyorum. Ülke genelinde tüm CHP’liler tarafından sevgi ve saygı görüyorum. Velakin kendi ilçem Üsküdar’da ise İrfan Karacan ve ilçe yönetimince dışlanıyorum.

30 Mart 2014 Üsküdar Belediye Başkanlığı seçimlerinde şahsıma karşı oluşan husumetin 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde derinleştiğini bizzat yaşayarak görüyorum. Kendi seçim bölgemde itibarımla oynayan bu yapılanma beni fevkalade üzmektedir.

Arz ederim.

Saygılarımla

09.06.2015

İstanbul Milletvekili İhsan Özkes